Big_eyes

En klişesinden başlayalım; biz ki cansız bir sehpaya ayağımızı çarptığımızda dahi sehpayı dövdüler, biz de başımıza bir şey geldiğinde hep diğerlerini suçladık. Ya sehpa vurmuştu bize ya da sehpayı yanlış yere koymuşlardı da o nedenle canımız yanmıştı. Böylece yürümeyi öğrenmeden gerçeklerden kaçmayı öğrenmiş olduk.

Okulda kötü not aldığımızda hoca takmıştı, birileriyle arkadaş olmak istemişsek ama onlar bizi aralarına almamışsa zaten çok kokoştular. Biz ulaşamadığımız ciğere mundar demeyi iyi bildik de gerçeklerle yüzleşmeye cesaret edemedik.

Ülkeyi sarsan olaylar oldu ama biz sadece bizimle aynı fikre sahip köşe yazarlarını okuduk, diğerinin manşetlerine dahi tahammül edemedik. E tabi ki farklı görüştekilerle aynı masaya oturmamız kesinlikle mümkün değildi, zaten bizim ya IQ’muz ya inancımız ya ekonomik durumumuz farklıydı… Bunun yerine işimize gelmeyen haberleri yalanladık, bizim dediğimize inananlarla aynı ortamda bulunarak sorunumuzu çözdük, ülkeyi kurtardık; ama aslında ülkemiz için hemen hemen hiçbir şey yap(a)madık.

Biz farklı görüştekilerle iletişim kurmanın yollarını hiç öğrenmedik, bizim münazare derslerimiz oldu ama empati dersimiz olmadı. Biz de ikna etmenin dinleme-anlama-değerlendirme-paylaşma aşamalarından daha önemli olduğunu düşündük.  Sabırsızdık zaten, bizim gibi düşünmeyeni dinlemedik, o bizi dinlemek isteseydi de 2. şansı vermezdik.

İşyerinde ”performansın yeterli değil” dediklerinde sistemi suçladık, yöneticiyi suçladık, İK’yı suçladık ama neden kendimizi ifade edemediğimizi, nerede anlaşamadığımızı düşünmeye vakit ayırmadık.

Şirketin performansına bakacağımız zaman rakamları en yüksek gösterecek tabloları hazırlamayı iyi bildik, her sene şahaneler yarattığımıza inandık ama hiç dönüp de bu sene biz ne öğrendik, neyi yanlış yaptık, gerçek rakamlarımız, gerçek konumumuz nedir diye sormadık. Onu sormayınca, nasıl iyileştirebiliriz diye konuşmaya da gerek olmadı.

Biz güzel tabloları çok sevdik ve bunun için elimizden gelen herşeyi yaptık, örneğin “yeterince iyi değil” diyenlere “çok biliyorsan sen yap” diyerek küstük ve böylece bizimle aynı fikirde olanların yanında kendimizi çok yetenekli zannettik. Dost acı söylerdi, biz ise en narsist halimizle dostlarımızı kendimizden uzaklaştırdık.

Okulda, işte, sokakta hep korkaktık, “taraf” olmanın güvenli kanatları altında yaşamayı tercih ettik. Bu nedenledir ki her sene bir önceki seneden daha cesur olabilmeyi dilerim. Daha cesur olalım ki başkalarının hataları kadar kendi hatalarımızı da görebilelim, duymaktan hoşlanmadıklarımızı duyacağımız yerlere girelim, risk alalım, başkalarının söyleyemediklerini söyleyebilelim, başarısızlıkların gelişim fırsatı olduğunu, farklı görüşlerin düşmanlık değil zenginlik olduğunu yapacağımız çalışmalarda gösterelim. Bunu denerken de hata yapalım ama bu esnada öğrenelim ve her seferinde daha da iyisini yapalım.

Saygılarımla,

Melis Tiftikci

Reklamlar