Ülkem20151109_103525.jpgizdeki çok uluslu firmaların sayısı her geçen gün artıyor ve birçok kişi de global firmalarda çalışmayı tercih ediyor. Bunun herkes için farklı nedenleri var ve bu gerekçeleri düşününce insan üzülmüyor değil.

Global firma var global firma var. Farklı şirketlerde görev alan meslektaşlarımla konuştuğumda görüyorum ki şirketin merkezi yurt dışında ama Türkiye ofisindeki her şeye karar veren yegane yönetici 20 yıldır aynı kişi ki onun da merkez ile iletişimi sınırlı.

Ofisin merkezi yurt dışında ama kimse yabancı bir iş arkadaşıyla bırakın yüz yüze görüşmeyi, telefonda dahi konuşmamış çünkü gerek olmadığını düşünüyorlar. Her ülke kendi yağında kavruluyor. Ülkeler arasında bir tutarlılık yok, aynı şirkette farklı ülkelerde çok farklı profiller, çok farklı atmosferler var. Çeşitlilik güzel ama aslında genel geçer bir kültür yok, her ülkede sanki başka bir firma var.

Bunların üzerine elbette rotasyon, farklı ülkelerde iş imkanı, kısa süreli iş fırsatları gibi konular gündeme bile gelemiyor çünkü gündeme getirebilecekleri bir iletişim ağı kurulmuş değil.

Ücretlendirme, yan haklar yine belirli standartlarda değil de ülke yönetim ekibine bırakılmış durumda.

Üzülerek söylüyorum ama bazı firmalar kendisini büyük  ve güçlü olarak adlandırırken çalışan memnuniyetine yönelik profesyonel bir çalışma henüz hiç yapmamış, performans değerlendirme ise sadece birincil yöneticilerin değerlendirmelerinden ibaret kalmış. Yedekleme planları yok, günü kurtarmaya yönelik çalışmalar var. Elbette mazeret belli, ya finansal kaynak yeteresiz ya zaman yetersiz ya da liderler ve çalışanlar buna yeterli önemi göstermiyorlar. Oysa bizim işimizde mümkün olduğunca “mazeret yok” demek gerek.

Kendimi şanslı görüyorum çünkü global bir çalışma ortamı olduğunu hissettiğim bir firmadayım ve güzel bir örnek teşkil ettiğini düşünüyorum. Farklı uluslardaki İK profesyonelleri ile birlikte projeler yapabiliyorum, onlara danışabiliyorum, onlardan destek alabiliyorum. Bunlar profesyonel ve kişisel gelişiminiz için çok önemli fırsatlar.

Geçtiğimiz haftalarda Sofya’da Avrupa İşe Alım Konferansı oldu. 2 senedir yılda bir kere Avrupa’daki diğer ofislerde çalışan meslektaşlarımızla biraraya gelebilmek öyle geliyor ki bunu paylaşmadan edemedim. Şirketin yaptığı bu yatırım nedeniyle kendinizi değerli hissediyorsunuz, yaptığınız işin değerinin farkında olduklarını görüyorsunuz ve yaptığınız işle gurur duyuyorsunuz.

Bu toplantılar size profesyonel olduğunuzu hatırlatıyor. Aynı şirkette çalışan kişiler olduğunuz için aynı çerçeve içerisinde, benzer süreçleri nasıl farklı yürütebileceğinizi, nasıl iyileştirebileceğinizi karşılıklı konuşup hem kendinizi hem de işi geliştiriyorsunuz. Avrupa İnsan Kaynakları liderleriyle aynı masada oturuyor, kafanızdaki soruları soruyor, onlarla yüzyüze iletişim kuruyorsunuz.

Her ne kadar kurum içi bir toplantı olsa da gündemdeki bazı başlıkları blogumda paylaşmamın zararı olmaz diye düşünüyorum. Çünkü bu başlıklar günümüzün ve geleceğimizin başlıkları. Ben nasıl faydasını gördüysem başkaları da faydalansın istiyorum.

Biz de içimizde dijitalizasyondan, işe alım süreçlerinde sosyal medyanın yerinden, video kayıt görüşmelerinden, işe alım süreçlerinde kullanılabilecek teknolojik araçlardan, güçlü firmaların ofislerindeki farklı uygulamalardan, ülkeler arasında nasıl aday alışverişi yapabileceğimizden, her işe alımcının her ülkede belli standartlarda nasıl hizmet sunabileceğinden, adaylara yaşattığımız deneyimde nelerin beklendiğinden ve neleri iyileştirebileceğimizden, işveren markasından, yöneticilere nasıl daha iyi danışmanlık yapabileceğimizden, işe alım süreçlerinde kullanılan testleri nasıl daha doğru yorumlayabileceğimizden bahsediyoruz. (En azından üç güne bunları sığdırabildik ve devamını yıl boyunca getireceğiz.)

Bunların hepsi ekstra yatırım gibi görünüyor ama hesap kitap yaparsanız bu tür yatırımlar farklı birkaç yatırım ile daha birleştirildiğinde aslında sizi kara geçiriyor ve birçok masrafınızı kısmanıza vesile oluyor. Bize bu sonuçlar grafiklerle sunuldu ve gördük ki gerçekten doğru yönetilmiş yatırımlar olmuş.

Bir kazancı da hangi ülkedeki ofisinizi ziyaret ederseniz edin benzer bir atmosferde buluyorsunuz kendinizi çünkü sadece kendi ofisinizi bilerek çalışmıyorsunuz, hepbirlikte geliştiğiniz için iş yapış şekliniz, tutumunuz, kültürünüz bir oluyor. En güzeli de bunun benim fikrim olmaması da çeşitli çalışanlardan “farklı ofislerde de aynı havayı buldum, yabancılık çekmedim” dediklerini duymuş olmam.

Çok reklam kokan bir yazı oldu, ama bir o kadar da samimi. J Güzel örnekleri nasıl başka şirketler üzerinden paylaşıyorsak bu sefer kendi görev aldığım şirkete de yer vermek istedim.  Umarım bu tür uygulamalar diğer şirketlerde de artar ve hepimiz daha çok gelişir, daha çok geliştiririz.

Bonus olarak haber olan bir uygulamamızın linkini de şuraya iliştireyim. Global bir çalışma değil ama ilham verici olabilir.

Sevgilerimle,

Melis Tiftikci

Reklamlar