İşlere öyle kaptırıyoruz ki kendimizi hele biraz da mükemmeliyetçilik varsa mayamızda, biraz da tezcanlıysak eyvahlar olsun. İşler birikip stres arttıkça bizden tehlikelisi yok. Oysa tek amacımız işimizin hakkını vererek çalışmak.

Esasında kaygı,  dozunda olduğu sürece hepimizin yaşadığı, motive edici ve bizi tehlikelere karşı koruyan bir his. Öte yandan dozu kaçtığında hem bizim hem de çevremizdekilerin hayatını zorlaştıran bir hal alıyor. Performans kaygısı da işlerin yetişmeme ihtimali ya da beğenilmemesi, eleştirilmesi riski ile birlikte hem zihinsel hem fizyolojik hem de davranışsal olarak kendisini gösterebiliyor. Performans kaygısının esiri olmamak, hayattan kopmamak için ekstra çaba göstermek gerekebiliyor günümüzün yoğun temposunda.

Bunu başaramadığımızda neler oluyor? İlk başta kendimize zarar veriyoruz. Mutsuz oluyoruz, performansımız düşüyor,  daha kolay hasta oluyoruz, kalp,damar,mide ve bağırsak sorunlarıyla karşılaşabiliyoruz, devamsızlık problemleri baş gösterebiliyor, korktuğumuz işlerden kaçmaya başlıyoruz. Kendimize verdiğimiz zarar ile de kalmıyor, etrafımıza da yansıtıyoruz. Alınganlaşıyoruz, kendimizi ne kadar güçsüz hissettiğimizi dışarıya yansıtma korkumuz öfke ile kendisini gösterebiliyor ve etrafımızdakiler bizim bu negatif tutumumuzu anlamakta zorlandıkları gibi agresif tutumumuzdan da rahatsızlık duyuyorlar ve bizden kaçmak isteyebiliyorlar.

Hedefimiz daha da başarılı olmak iken kendimizi bu kaygı ile birlikte zorla yetersizliğe sürüklüyoruz. İşlere daha fazla zaman ayırmak uğruna kendimizi, ailemizi ihmal ettiğimizde, hobiler edinmekten kaçındığımızda sonucu daha ağır olabiliyor. Ne kendimize ne de çevremizdekilere daha fazla zulmetmemek için soluklanmanın tam zamanı.

Sevgilerimle,

Melis Tiftikci

Reklamlar