Yeni jenerasyonlar iş hayatına dahil oldukça her kuşak bir sonraki kuşağın alışkanlıklarına ayak uydurmaya çalışıyor. Eski alışkanlıklar “normalimiz” olarak kaldığında ve arkadan gelen kuşağın getirdiklerini norm olarak kabul etmek yerine “normal olmayan ve alışmakta zorunda olduklarımız” olarak gördüğümüzde adaptasyon sürecimiz uzuyor ve daha çok kaygılanıp zorlanıyoruz.

Birkaç ay önce bir insan kaynakları sitesinin müşteri temsilcisi ile görüştüğümde konu Y kuşağına geldi. Y jenerasyonunun özellikleri üzerine konuştuğumuz sohbetimizin sonuna geldiğimizde hiç bu kadar olumlu değerlendiren bir kişi/kurum ile karşılaşmadığını söyledi ve ben buna şaşırdım. Üstelik tek örnek bu da değil, yine bir meslektaşım geçenlerde katıldığı bir oturumda bir konuşmacının sürekli “sizler” ve “bizler” şeklinde kıyaslama yaparken Y kuşağını yererek konuştuğunu ifade etti. Bunları duyduğum için üzgünüm.

Baby Boomers, X, Y ya da Z kuşağı dediğimizde bunları farklı ekiplermiş gibi ele almayı doğru bulmuyorum. İşletmeniz için “biz bir aileyiz” derken jenerasyonları ayırarak bazılarına öncelik veriyorsanız bu çocuklarından birini diğerinden ayırmak gibi haksız bir tutum hissi veriyor bana.

Y kuşağı gelince, X kuşağı “bu nerden çıktı, biz böylemiydik eskiden” derken, Y kuşağı da “amaaan bu X kuşağı da çok oluyor, hiç bir şeyden anlamıyor, zamana ayak uyduramıyor” diyerek büyük ablasını/abisini yerer bir çocuk gibi şikayetlerde bulunuyor. Bence kardeş kıskançlığına çok benzer bir durum var ortada.

Semptomlar aynıysa müdahale de benzer olabilir. Nasıl ki bir aileye yeni bir bebek geleceği zaman önceden ilk çocuğu bir süre alıştırmak gerekiyorsa öncelikle deneyimli çalışanların gelen nesil ile ilgili bilgi sahibi olmasını sağlamak faydalı olabilir. Bunu “kardeşini seveceğiz” diyerek çocuğu kıskandırmaya çalışan başarısız bir ebeyeyn gibi “yeni çocuklar bir şahane!” diyerek de değil, “kardeşin yaramaz, biz seni seviyoruz” der gibi “bizim jenerasyonun yerini tutmaz ama idare edeceğiz” vurgusuyla aman kıskanmasın kaygımızı göstere göstere de yapmamalıyız tabi.

Kardeşin gelmesi genellikle ilk çocuğa “pabucum dama atılacak” kaygısını yaratır ve “hani evin neşesi bendim, o kadar da iyi değilmişim” hayat kırıklığına sebep olabilir. Aslında çalışanda da “onların hızına yetişebilecek miyim? Aslında ben sandığım kadar akıllı değilmişim” hislerini uyandırarak hem kaygılandırabilir hem de özgüven kaybına sebep olup motivasyonunu düşürebilir. ilk çocukların ebeveyne destek olmaları için yönlendirilip sürece direkt dahil edilmesi, nasıl ki çocuğun kardeşini sahiplenmesini ve yeni sorumluluklarıyla kimlik kazanmasını destekliyor, öz yeterliliğini geliştiriyorsa işletmelerde de bir üst jenerasyona verilecek yeni görevler ve şirket içerisinde kazandırılacak yeni kimlikler onları güvende hissettirecek ve kaygılarıyla başa çıkmalarını kolaylaştıracaktır.

Pedagoji hayatın her yerinde o kadar yaygın ki bazen çocukları yetişkin gibi düşünerek yetiştirmek, bazen de yetişkinlerle çocuklarla çalışır gibi çalışmak problemleri daha hızlı çözmemiz için yol gösterici olabiliyor.

Sevgilerimle

Reklamlar