Çalışma ortamı deyince ilk akla gelen genellikle odaların büyüklüğü, sandalyeler, masalar, havalandırma gibi fiziksel etkenler oluyor. Her ne kadar fiziksel şartlar çalışanların hem verimi hem de sağlığı için önemli olsa da burada niyetim bir başka konuya değinmek.

Sandalye bozuksa değiştirmek kolay. Bütçeniz varsa çok kolay, yoksa biraz zaman alıyor işte. Asıl zor olan aynı odada yanyana ya da karşılıklı oturan insanlar arasındaki ilişkiyi takip edebilmek, ne kadar sağlıklı yürüdüğünü anlayabilmek ve sorun varsa giderebilmek. Samimi, dostane ortamlar yaratabildiyseniz bu işin önemli bir kısmını halletmişsiniz demektir.

Bir aşama daha ileriye gidersek organizasyon kültürünü de ele almamız gerekir. Bunu önce ekipler için kendi içerisinde düşünebiliriz; ancak aslında tüm şirketi ele almak en sağlıklısı. Kaygılı, endişeli kişilerle çalışmak hiç de kolay olmadığını hepimiz biliriz. Çalışanların kafalarının rahat olmasını ve tam verimle çalışmalarını istiyorsak bu konuda da bir şeyler yapmamız gerekebilir.

Bu durumda bir sonraki aşama şirketin stratejik hedeflerini çalışanlarla paylaşarak bunun bir parçası olduklarına inanmalarını sağlamak . Hissettirmek değil, özellikle “inandırmak” diyorum ki bunu sağlamak hiç de kolay değil.  Öncelikle üst yönetimin paylaşımlarını düzenli olarak alt kademelere iletmeleri ve yaptıkları iş ile bağlantı kurmalarını sağlamaları gerekiyor ki iş yoğunluğunda çok kolay atlanabiliyor yahut yılda bir kere tüm şirketi toplayarak paylaşılması yeterli görülebiliyor. Oysa  yöneticilerin sürekli, periyodik görüşmelerle ekiplerini gidişat hakkında bilgilendirmesi, şirketin konumu, rakiplerin konumu ve çalışmalarının bu süreçteki etkisi ile ilgili paylaşımlarda bulunması gerekiyor ki çalışanlar bunu içselleştirebilsin ve sahiplensin.

Sevgilerimle

Reklamlar